Kokteyl Edebiyatı
- Ertan Alınbay

- 24 Ara 2025
- 2 dakikada okunur
Kürk Mantolu madonna
“Bazı insanlar bir kez sever, bazı içkiler bir kez yapılır.
Martini de, Maria Puder de öyledir.”
Raif Efendi bir barda asla oturmadı belki, ama onun iç dünyası tam bir “Martini sessizliği”dir: duru, sade, dışarıdan donuk ama içinde karışmayan bir fırtına. Martini’nin o keskin berraklığı, Raif’in duygularındaki netlikle çelişir — çünkü o netlikte bile bir kırılma vardır. Bir yudum aldığınızda önce serinlik gelir, ardından yakıcı bir açıklık...
Tıpkı Raif’in, Maria Puder’in gözlerinde bulduğu o kısa ama derin hakikati gibi. Barmen buzları karıştırırken çıkan o metalik ses, Raif’in daktilosuna düşen kelimeler kadar yalnızdır. Kadeh masaya konduğunda, sanki bir hikâyenin son noktası gibidir — sade, ama içten içe yanık. O an, bardağın yüzeyinde titreşen ışık bile bir hatırayı çağırır; geçmişin bulanık bir yansıması gibi. Raif belki hiç bara gitmedi, ama kalbinin bir köşesinde hep o kadehi taşıdı — doldurulmamış, ama doluymuş gibi ağır. Martini’nin camında kendi sessizliğini gören herkes gibi, o da konuşamadıklarını yudum yudum içti. Çünkü bazı duygular anlatılmaz; sadece karıştırılır, bekletilir ve yavaşça unutulur. Ve o sessizlik, bardaki diğer sesleri bile örter: uzak bir kahkaha, buzların çatırdayışı, hafif bir müzik… Hepsi bir anda önemsizleşir, yalnızca Raif’in içindeki fırtına ve kadehteki berraklık kalır. Her yudum, bir itiraf gibi ağırdır; hiçbir kelime söylemeden bütün bir hayatın yükünü taşır. Martini, tıpkı Raif’in duyguları gibi, görünmez ama hissedilir bir ağırlık bırakır.
Bir Yudum Sevda, Bir Damla Yalnızlık
“Dry Martini”nin sırrı sadeliktedir.
Tıpkı Raif Efendi’nin sevgisinin yalınlığında olduğu gibi: gösterişsiz, sessiz ama sahici. Martini, içene fazlasını vermez. Ne renkli bir tat, ne yoğun bir aroma… Sadece berraklık. O berraklıkta ise, herkes kendi yansımasını görür.Bir kadeh Martini’yi elinize aldığınızda, aslında kendi iç dünyanızı seyredersiniz. Camın içindeki saydamlıkta, geçmişin kırıklarını.
Her yudumda, biraz daha dürüstleşirsiniz. Raif de öyleydi — dürüstlüğü onu kurtarmadı belki, ama unutulmaz kıldı.
“Bazı aşkların tarifi yoktur. Ama eğer olsaydı, cin, biraz vermut ve bir damla pişmanlık içerirdi.”
Maria Puder ve Raif Efendi, birbirlerini sevdiklerinde aslında iki yalnızlığın çarpışmasıydı bu.
Bir kokteylin iki rengi gibi, karıştılar ama kaynaşmadılar. Birlikte içildiler, ama asla aynı bardağa dökülmediler.
Son yudumda, Raif’in hikâyesi bitmez; sadece soğur. Ve o soğukluk, bir Martini’nin damakta bıraktığı burukluk gibidir
— ne tamamen acı, ne tamamen tatlı. Sadece “mayhoş”.
Ve belki de bu yüzden, her “mayhoş” tat bir hatırayı taşır içinde. Raif’in hikâyesi, o son yudum gibi boğazda kalır; içtikçe azalan ama etkisi geçmeyen bir his. Martini’nin camında kalan iz, bir aşkın silinmeyen gölgesi olur. Zaman akar, bardak boşalır, ama o koku, o sessizlik, o eksiklik hep kalır. Çünkü bazı hikâyeler bitmez — sadece kadeh masadan kalkar, ama ruhun masasında hep bir yer boş kalır.

Dry Martini
60 ml cin
10 ml dry vermut
Portakal bitters
Karıştır, süz, sade sun.
Süsleme: İnce limon kabuğu
“Bazı hikâyeler gibi; net, kısa ve yakıcı.”








Yorumlar