top of page

Mixology Dünyası “The Best 50 Bar’s”

Bu hafta 50 Best organizasyonu, her yıl olduğu gibi büyük bir merakla beklenen “Dünyanın En İyi 50 Barı” listesini açıkladı. Artık bu yapıya hepimiz fazlasıyla aşinayız: restoranlar için ayrı, oteller için ayrı, barlar için ayrı listeler… Kısacası 50 Best artık bir ödül platformundan çok, küresel içecek endüstrisinin nabzını tutan dev bir ekosistem haline geldi.Ancak şu soruyu sormak kaçınılmaz:

Bu gerçekten “en iyi” barların listesi mi, yoksa global ölçekte en çok konuşulanların mı?

“Dünyanın En İyi 50 Barı mı, Yoksa En Popüler 50’si mi?”

800 Kişilik Görünmez Jüri

Organizasyonun arkasında, barmenlerden içki yazarlarına, sektör danışmanlarından gastronomi uzmanlarına kadar uzanan 800 kişilik bir jüri var. Her biri son 18 ay içinde yaşadıkları “en iyi sekiz bar deneyimini” oyluyor.

 Kulağa demokratik geliyor. Ama net bir kriter yok. Menü standardı, hizmet kalitesi, sürdürülebilirlik puanı, eğitim yaklaşımı gibi somut göstergeler yerine, her şey tamamen deneyime dayalı.

 Bu da ister istemez, "en iyi deneyim” ile “en çok etki bırakan marka” arasındaki çizgiyi bulanıklaştırıyor.

Rakamlarla 50 Best 2025

Bu yıl ABD ve İngiltere beşer barla zirveyi paylaştı. Avrupa, toplam 23 barla en güçlü kıta konumunda. New York dört barla lider şehir olurken, Paris ve Tokyo onu üçer barla takip ediyor.

 Arnavutluk, Çin, Slovakya ve İsveç gibi ülkeler ise bu yıl ilk kez listeye girerek bar sahnesinin artık sadece birkaç büyük metropole ait olmadığını kanıtladı.

Listenin 1 numarası, aynı zamanda ödül törenine de ev sahipliği yapan Hong Kong’daki Bar Leone oldu.

 Sahibi Lorenzo Antinori’nin sözleri aslında bu ödülün özünü özetliyor:

“Bu başarı sadece sıkı çalışmamızın değil, şehrimizin yaratıcılığı ve misafirperverliğinin de küresel anlamda takdir edildiğinin göstergesi.”

Kim Yükseliyor, Kim Düşüyor?

Bu yılki listenin %60’ı geçtiğimiz yıl da listede yer almış. Yani sistem kendini yeniden üretmeye devam ediyor. Ancak bazı barlar dikkat çekici sıçramalar yaptı. Milano’daki Moebius Milano, 31 sıra birden yükselerek 7. sıraya yerleşti ve “En Yüksek Tırmanan Bar” ödülünü aldı. New York’taki Superbueno ise 15 sıra yükselerek ilk 15’e girdi.

 Sahibi Ignacio “Nacho” Jimenez, “Program aynı ama artık dünyanın dört bir yanından insanlar Superbueno deneyimini yaşamak için geliyor,” diyor. Bu açıklama aslında her şeyi anlatıyor: 50 Best artık sadece kokteyl lezzetini değil, deneyimi markalaştırabilen barları ödüllendiriyor.

Sosyal Medya: Yeni Nesil Değerlendirme Aracı

Bugün bir barın ne kadar iyi olduğu kadar, ne kadar görünür olduğu da önemli.

Listeye giren barların Instagram ortalaması 58.000 takipçi.

En düşük 6.000 (Nouvelle Vague), en yüksek 202.000 (Cochinchina).

Bu tablo bize açıkça şunu söylüyor: artık içkiler kadar, hikayeler de servis ediliyor.

Yine de bu barların yalnızca %34’ü aktif PR çalışması yürütüyor. Yani güçlü iletişim önemli ama asıl belirleyici faktör, samimi bir duruş ve özgün kimlik.

“Gerçek Listeler, Gerçek Bardaklarda Yazılır”

Ben, dünyanın birçok “Top 50” barında guest shift yapmış, farklı kültürlerde kokteyl servis etmiş bir barmen olarak şunu net bir şekilde söyleyebilirim:

Lezzet, denge ve görsel bütünlük açısından Türkiye’deki barlar artık dünya standartlarını yakaladı.

Fakat bu listeye girmek sadece iyi içki yapmakla olmuyor. Üç temel eksik hâlâ karşımıza çıkıyor:Uluslararası görünürlük:

  1.  Global medya ile iletişim kurmak, İngilizce içerik üretmek ve markalaşmak artık zorunluluk.

  2. Tutarlılık:

  3.  Menüden servise kadar her detayın her gün aynı kaliteyi sunması gerekiyor.

  4. Kimlik:

  5.  “Bu bar neden var?” sorusuna net bir cevabın olması şart. Konsept, müzik, ışık, insan dokusu… Hepsi aynı hikâyeyi anlatmalı.

Yeni Nesil Barlar, Yeni Nesil Hikâyeler

Listede yer alan barların neredeyse yarısı 2020 sonrası açılmış.

 Bu, pandeminin ardından doğan yeni jenerasyonun global sahnede ne kadar güçlü geldiğini gösteriyor.

 Artık tecrübeli barlardan çok, yenilikçi, deneysel ve hikaye anlatıcılığını merkeze alan barlar öne çıkıyor.

 Atina’daki Baba Au Rum (2009) listenin en “yaşlı” barı. Bu bile sektördeki yenilenme hızını anlatmaya yeterli.

Kokteyller, Teknoloji ve Dönüşüm

Ödüllü barların menülerinde fiyatlar genellikle 10–30 dolar arasında değişiyor.

 Ancak Connaught Bar’ın 2.200 sterlinlik Rob Roy’u hâlâ lüksün zirvesi.

 Menülere baktığımızda üç trend öne çıkıyor:

  • İtalyan, Japon ve Meksika ekollerinin teknik üstünlüğü,

  • Yüksek teknoloji destekli “laboratuvar bar” anlayışı,

  • Ve sürdürülebilir, lokal içeriklere dönüş.

Ama ilginçtir, 1 numaralı Bar Leone bu trendlerin hepsine karşı duruyor.

 Tüm tariflerini herkese açık şekilde paylaşıyor, genç barmenler için sahne programları düzenliyor.

 Bu, bana eski Roma’nın içki kültürünü hatırlatıyor: bilgiyi paylaş, sektörü büyüt.

 Belki de geleceğin trendi budur — gizemli değil, öğretici barlar.


Türkiye, kokteyl kalitesiyle değil, kültürel hikâyesiyle listeye girebilir. Çünkü bizim barda sunduğumuz her içki, hem geçmişin hem geleceğin bir yansıması.

 Benim dileğim, bir sonraki 50 Best listesinde artık sadece Londra, New York ya da Tokyo değil; İstanbul, Antalya ve İzmir’in de adının geçmesi.

Ve o gün geldiğinde, sadece “en iyi içkiyi” değil, “en anlamlı hikâyeyi” anlatan biz olacağız.

Yorumlar


bottom of page