top of page

Türk kahvesinin kırk yıl hatırı vardır; buna kimse itiraz etmez.

31 Mar
1 dakikada okunur

Ama bazı hatırlar vardır ki takvimle ölçülmez, yüksek sesle anlatılmaz. İçildiği an değil, bittikten sonra kendini belli eder. Tarz-ı Hususi, tam olarak bu sessizlikten doğar. Bu bir kokteyl değildir; bir hâlin karşılığıdır. Masada bir şey değişir ama kimse adını koymaz. Bakışlar biraz yavaşlar, son yudum gereğinden uzun sürer. Çünkü her deneyim anlatılmak zorunda değildir.

Burada mesele neyin karıştırıldığı değildir. Asıl mesele, neyin bilinçli olarak sade bırakıldığıdır. Bazı deneyimler eklenerek değil, çıkarılarak derinleşir. Sunumda tercih edilen çay bardağı, alışılmadık olduğu için değil, alışıldık olduğu için buradadır. 


Vanilya, gövdeyi yumuşatır; içimi yuvarlar. Kakule ve karanfil, aromatik bir derinlik kurar; karanlık ama bastırmayan bir zemin oluşturur. Türk kahvesinin kavruk ve belirgin karakteri, damla sakızının kendine özgü dokusuyla birleştiğinde tek bir tat değil, dengeli bir bütünlük ortaya çıkar. 


Gövde ağır değildir; ama hafif de değildir. Aroma ilk yudumda kendini dayatmaz. Zamanla açılır, asıl etkisini bardak boşaldıktan sonra gösterir. 

Çünkü bazı tatlar ağızda değil, sessizlikte tamamlanır. Tarz-ı Hususi bir tarif değildir. Bir iddia da ortaya koymaz. Bazı hatırlar anlatıldıkça küçülür; bu yüzden Tarz-ı Hususi konuşmaz. Susar. Durur. Herkes için değildir. Ama fark eden için fazlasıyla tanıdıktır.

Çay bardağı ölçü vermez; yakınlık sunar. Ne mesafe koyar ne de kendini öne çıkarır. Anadolu’nun birçok yerinde Türk kahvesinin çay bardağında içilmesine “tarz-ı hususi” denmesi boşuna değildir. Bu ifade bir yöreyi değil, alışkanlığın farkına varıldığı o kısa ânı anlatır. Tat yapısı sade ama katmanlıdır. 


Yunus Emre Kineş

Yorumlar


bottom of page